SEVGİ EMEK İSTER

“Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin kafamda yer eden o bilindik sözleri bir şarkının da sözleri olmuştu ya, artık dilimden de düşmez olmuştu.

Son yıllarda iyice alışkanlık haline getirdiğim, önceden inceden inceye planlamadan apar topar gideceğim;  kimilerince kafayı dağıtacağım, kendimce de kafayı toparlayacağım bir seyahat hazırlığındaydım.

Akdeniz’in sıcaklığını yaşayabilecek miydim acaba?  Avrupa’nın en batısına gidecektim ve Atlantik sahili olması yine de ürkütüyordu beni zira gece - gündüz sıcaklık farkları deniz seviyesinde çok fazla olmazdı ama Atlantik sahili için geceleri soğuk olur bilgisini edinmiştim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bavuluma birkaç kışlıkları yerleştirirken bir yandan da dilime yapışan şarkıyı söylüyordum: 
"Sevgi güzellik ister gülüm
Güzellik emek ister…” 
Giyecek dolabımda logolu tişörtlerim, kapşonlu eşofmanlarım, atkı ve şapkalarım ayrı bir rafta yer alır. (Marka tutkumu ’77 den beri yenemedim, yenmeye de çalışmadım doğrusu.)
Maliye Okulu armalı ya da yazılı bu giysilerimden – ki tutkunu olduğum marka bu armayı taşır- atkımı rafından aldım. Olası soğukta ısıtacak yegâne giysi bu atkı olacaktı.
Hazırlığı tamamlanmış açık bavulun en üstünde boylu boyunca Maliye Okulu Spor Kulübü yazılı atıkıyı koymuştum
“Çıkarsız ve sınırsız paylaşılan yürektir.”
Hazırlığımı bitirdiğimde şarkıyı da bitirmiştim.

Fado, Portekizli kadınların, denize uğurladıkları, bir daha dönemeyen denizci erkeklerine ağıtlarıydı. Yerinde dinlemek güzel olacaktı. 
Lizbon’da bulunan “Clube de Fado”nun  otantik enstrümanlar eşliğinde fado  dinlemek için ideal bir yer olacağını  daha gitmeden notlarım arasına almıştım.
Otelimiz,  Lizbon’un ünlü Ağustos Caddesi’nin tren garına yakın bir ara sokakta, yanında tramvay durağı olan, kaleyi gören güzel bir oteldi.  
İlk sabah yürüyerek otelden  kalenin dibindeki  Clube de Fado’ ya kadar gidip o akşam için rezervasyonumu yaptırdım. 
Restauradores Metro durağından, üç gün boyunca müzeleri, tarihi yerleri gezerken ve toplu taşıma araçlarına binerken kullanacağım Lizbon Kart/Biletini satın aldım.
İnsan tipolojisinde Anadolu insanıyla en benzer unsurlar taşıyan Portekizliler arasında kah yürürken kah toplu taşım araçlarıyla yolculuk ederken bulunmak,  aralarında kaybolmak da planlarım arasındaydı.
İnsanların yüzyıllar boyu üzerinden geçtiği kaldırım taşları, yaşanmışlığın parlaklığını taşımaktaydı. Yere bakarak yürürken aklıma yıktıklarımız geldi, bizdeki her yıl kaldırım taşlarının yenilenme “taahhüt” işleri yaşanmışlık olmasın diyeydi sanki. O yüzden yerde kaldıkları süre içinde hep mat kaldılar.

Yaşanmışlık.

14- 17 yaşlarımdaki Maliye Okulu yıllarım geldi aklıma.
Yaşanmışlığın bizimle birlikte yaşlanacağı Maliye Okulu’nun kendisi geldi aklıma.
Severek sarmıştı bizi duvarları, üzerimdeki emeği, sevgisini ele veriyordu.
Atlantik kıyısına yakın Bario Alto’daki barlar sokağı başında, üşütücü rüzgâr beni o ana geri getirmişti, dışarıdaydım, okulun dışarısında. Üşüyordum. Çantamdan atkımı çıkardım
boynuma sarıverdim, ısınıvermiştim.

Gün akşam olmuştu. İki saat sonra başlayacak Fado dinletisi için şehir merkezine dönme vakti gelmişti. Tramvaylardan birine atlamadan önce bir Hintli’nin işlettiği dükkân dikkatimi çekti. İçeri girdiğimde daha çok futbol ile ilgili atkıların asılı olduğunu gördüm.

 İçeride sıcaktan atkımı çıkarıp elime almıştım ki Hintli’nin dikkatini çekti özenle atkıyı katlayışım.

“Hangi takımın atkısı?” diye sordu. “Türkiye de ünlü olmalı” dedi ve elimden aldığı gibi diğer atkıların arasına asıverdi.

“Sen ülkende bulursun,” dedi. Atkı bulunduğu yerde diğer atkılara asalet taşımıştı.

Telefon kameramla bir fotoğrafını çektim zorla da olsa geri aldım atkımı ve yola koyuldum..

 

 

“Clube de Fado”nun  ünlü yabancıların Lizbon’da ilk uğrak yerleri olduklarını duvarlardaki resimlerden anlaşılıyordu.
Daha sonra imzalayarak albümünü bana verecek olan güzel vokal şarkılarını söylerken bir daha geri dönmeyecek yaşanmışlıklara dönmüştüm. İlk Ankara yıllarıma, Maliye Okulu’nda geçen o üç yılıma.

“Fado” : geri dönmeyenlere yakılan ağıt.

Geri dönmeyecek o üç yıl.

Kökü kurutulmuş çınardan dökülen yapraklar, ağıt daha bir dokunaklı şimdi.

2. gün Porto’ya otobüs ile gittim.

3. gün yine Lizbon Alfama’daydım.                                 

Kaleyi dolaşırken öğrenci kızlar bir anket formu doldurmamı istediler. Ben doldururken atkımı alıp önce fotoğraflarını çekmemi istediler, çektim. 

Sonra kale burçlarındaki metal  üzerine  yerleştirip kameramla kendileri bir poz aldılar.

Daha sonra kral heykelinin elleri arasına alıp atkının fotoğrafını çektiler. 

Anketi bitirdiğimde beni de heykelin yanına alıp atkının son Lizbon fotoğrafını çekmiş oldular.
                                                                                            
Atkı, sıcak duyguları yakalıyordu. Kendisi sevgi sıcaklığındaydı ve sıcaklığını yaşanmışlıklardan alıyordu.

Günümüzden 89 yıl öncesinden, günümüzden 10 yıl öncesine kadar yatılı öğrencilerin yetişmişliklerindeki, yaşanmışlıklarındaki paha biçilmez emek ilmek ilmek atkıya işlemişti.
Bu paylaşılamayan atkı okulumun henüz ikinci yılında olan spor kulübünün atkısıydı.

Henüz iki yıl olmasına rağmen, gücünü sevgi dolu yaşanmışlıktan alan emeğin, özverinin başarısı atkıyı değerli kılmaya yetmişti.

“Sevgi güzellik ister gülüm
Güzellik emek ister…” 
…………….
“Çıkarsız ve sınırsız paylaşılan yürektir.”

Ahmet Kaya
1977 Ankara